Archive for the Category ◊ Gezgin ◊

04 Nov 2008 Day six, Childhood
 |  Category: Gezgin  | Leave a Comment

Pınar sağ olsun bu harika temayı (olur da bir gün değiştiririm, ismi anarchy) günlüğüme kazandırmış bulundum ..

Şimdi de başlıktan tahmin edicüüünüz üzere gezimizin Münih ayağını anlatmak üzereyim ..

- İnnsbruck ayağını geçiyorum çünkü sadece bir şeyler yiyebilecek kadar kalabildim, ama yol boyu harika bir manzara izledim, helal olsun bu insanlara.

İnnsbruck karlı dağlar arasında güzel bir kasaba, ulan bu filmler nerde geçiyor böyle dersin ya işte öyle bir yer, tıpkı 6 saatlik yolculuğun tümünde izlediğim diğer yerler gibi yani :)

Innsbruck

Innsbruck

Münih’e gelince birden tüm hava değişti :), üç insandan biri Türkçe konuşuyor nerdeyse, yolda orda burda paso Türk .. Tarihlik bir olayı da olmadığı için pek İtalyan şehirleri gibi, trende yolculuk ettiğim Giovanni’nin çizdiği krokimsiden, gidilesi yerlerden yararlanayım bari dedim .. İlk gün biraz da gece olduğundan iki dürüm yiyip :) hostelle uzaktan yakından alakası olmayan otelin barında takıldım, e zengin memleketin hosteli de böyle oluyormuş demek ki :)

*-*

Ah o yapraklar

Ah o yapraklar

Ertesi gün metroyla dev. days’in yapılacağı hilton otele yakın bir istasyona gittim erkenden, istasyon ingiliz bahçesi dedikleri müthiş parkın yanında olduğundan orada biraz gezinip çayımı içmek sonra parkı geçerek dev. days’e yollanmak vardı aklımda .. Parkı biraz küçümsemiş olacağım ki, o kadar ağaca dayanamayıp yavaş yavaş yağan yağmurla, görülebilecek en güzel sonbahar manzaralarından biri arasında kayboldum ..

Englischer Garten

Englischer Garten

Qt Developer Days bizim şenlik gibiydi özde :P :) Zorluk derecesine göre 3 seviyeye ayrılmış seminerler, aralarda Hilton/Nokia sağolsun kahve/yemek/muhabbet imkanı, sürekli geliştiricilerin durduğu 3 tane “meet the experts” odasında yeni teknolojilerin tanıtımı ve geliştiricilerle birebir muhabbet olanağı .. Katılımcıların çoğu şirketlerden gelse de FOSS geliştiricileri de vardı. Yunanlılarla - bilmiyorum komşu olmaktan mı - bir bağımız olsa gerek, Selanik’ten Nikolos ve Dimitris (şaka gibi evet) in ekibiyle takıldık genelde, bir de Murat vardı Avusturya’dan, Türk olarak sadece biz vardık ama Murat Avusturyadan olduğundan yaka kağıdının rengi farklıydı :)

Qt Dev Days

Qt Dev Days

Qt Dev Days

Qt Dev Days

Seminerler zevkliydi, Qt in Depth gibi “bir an koptum galiba” hissi veren üniversite dersleri yanında  “QGraphics*” semineri gibi eğlenceli, ya da ‘Animation API’ gibi “değişik/not yet implemented” seminerler de vardı. Ağız birliği etmiş olacaklar ki her seminerde whats new in qt4.5, 4.6 başlığı vardı, tabi projenin şirketlerin isteklerine göre ilerleyen bir geliştirme süreci olduğundan oldukça anlamlıydı bunlar aslında ..

Münih’te iki günü konferansla geçirince ( evet akşamları da parti vardı :) (tekrar sağol nokia/trolls) ) gezmek için bir günüm kaldı .. “Hiçbir yer yürünemeyecek kadar uzak değildir” felsefem beni yine yanıltmadı ve gezmek için işaretlediğim ünlü bira evlerini filan gezip şehri turladım, ilginçtir liseden(yoksa ortaokul muydu?) kalma Almanca’mı da hatırlamaya başlıyordum bu arada ! İngiliz Bahçesini (bu sefer kaybolmadan) doya doya gezip çok zor yaşayabildiğimiz sonbaharı da iyice yedirdim beynime ..

Her akşam muhabbet ettiğimiz ve sağ olsun geleneksel tüm içkilerden ısmarlayan George’tan da bahsetmeden olmaz :) Avustralya’dan Avrupa’ya gelip benim yaptığım şeyi bir yıl sürdüreceğini söyleyen (bir süre barda çalışıp sıkılınca şehir değiştirmek suretiyle :) yoksa barmenlike alakası yok :) ) bir barmen kendisi .. Seneye oktoberfestte görüşmek üzere ayrıldık :)

Kasvetli havamdan kurtulup her akşam eğlenmemi sağlayan arkadaşlara da çok teşekkür ediyorum :) ( bir daha jackass izleyerek içmemeye yemin ettik ) Sayelerinde Münih çok eğlenceli bir son durak oldu benim için

Gracie

Gracie

Son sabah erkenden uçağım için Stuttgart’a yola çıktım, merkezi gezmek için de biraz vaktim kaldığından orayı da görmüş oldum, tabi Stuttgart da asıl görülmesi gereken araba fabrikaları filandır büyük ihtimalle .. ( herkes Stuttgart iğrenç sanayi şehri vs. dedi ama ben bu kadar yeşil bir sanayi şehri görmedim, onları alıp gebzeye getiricem bi gün :D )

Stuttgart

Stuttgart

Uçmak harika bir duygu, uçağa binince yazın salak bir sınav yüzünden paraşüt okulunda neleri kaçırdığımı anladım :( seneye söz gidiyorum !

29 Oct 2008 Day Five, Voices
 |  Category: Genel, Gezgin  |  Tags:  | Leave a Comment

:) Aradan zaman geçince özlediğimi farkettim yolculuğu .. ah hayat ..

I hear voices, they are talking about you
But what if there’s truth in the words that they speak?
You must be patient, time is the healer
Open up and let them in your heart ….

*_*

Tren yollarında ..

Tren yollarında ..

Venedik yollarına düştüm sonra da ..

Koca trende 2-3 kişiyle ( vagonda tek ) Venedik trenindeydim. Tabi insan Venedik’e nasıl bu kadar insan gider ulen diyor, bir yerlere akşam üstü varmayı sevmesem de artık tecrübenin verdiği güvenle de bu mevsimde turistik yere ben de olsam gitmem diyip kendimi müziğe verdim yolda ..

Aslında kendimi sürekli düşüncelere, müziğe veriyordum yol boyunca ama, çok eskilerde unuttuğum bir takım düşüncelerimi hatırlamam, onların tekrar ön plana çıkıp beni sarması çok zevkli oldu .. kendimde neyi kaybettiğim, neleri kaybettirdikleri hep çıkmaya başladı ortaya, eskiye dönmeye başlamışım yavaş yavaş işte o sırada, şimdi çok daha açık görüyorum ..

*-*

bir öğrenemediler şunu

bir öğrenemediler şunu

Venedik’e vardığımda hava kararmak üzereydi, elimdeki tarifte deniz otobüsüne binip Rialto’ya gidin yazıyordu ama deniz otobüslerinin saati 7€ civarındaydı, yani benim için tek kullanımlık 7€ idi, ben de yürürüm lan ne var ki diyip yola koyuldum.

Venedik’te yürümek başka bir yerde yürümek gibi değildi tabi ki, ama ne yalan söyleyeyim kanallar görünmediğinde çoğu yerde Ayvalık’ta filan yürüyorum gibi oldum, yani turistik yazlık bir memlekete gelmişim gibi hissettim .. çok pahalı mıydı ? Evet turistik şeyler çok pahalıydı .. ama gariptir marketler de bir o kadar ucuzdu, çok ucuzdu yani, belki bu yüzden Türkiye hissi yaşadım bir an ..

Tarifte bahsedilen köprü ( Ponte Rialto ) aslında en ünlü ve görülesi köprü gibi bir yermiş, marketten aldıklarıyla da eşek yüküne level atlamış ben, kan ter içinde köprüye varıp merdivenlere oturduğumda tabi bilmiyordum bunu. “Keşke yavaş yavaş gelseydim çok terledim yav bu poşetlerle de garip oldum” diye düşünüyordum ki poşetleri gören 2 kişi ( ayrı ayrı ) marketin nerde olduğunu sordu :) Hehe diyip hostele yollandım ..

Ponte Rialto

Ponte Rialto

Akşam oda arkadaşlarımdan aldığım tüyolarla görülesi bir kaç yeri geze geze gördüm, evet kanallar evler vs. vs. güzeller ama Venedik Venedik diye can atan benim için Venedik’te özel tek bir şey, tek bir yer vardı, o da San Marco Meydanı’ydı !

Meydana girişim, ve o manzarayı görüşüm hayatımı değiştiren bir an daha yaşamama neden oldu ! Abartmıyorum, ömrümde gördüğüm en güzel yerdi, belki akşam o saatte, o atmosferde girmeseydim böyle hissetmezdim ama oldu işte, o anı yaşadım, sarhoş gibi bir kaç saat orada oturup müziğin, manzaranın ve hayallerin tadını çıkardım ..

Bir gün tekrar o anı yaşamak deliğiyle ..

Piazza San MarcoPiazza San Marco

Allahım yurdum insanına da biraz estetik duygusu ver

Allahım yurdum insanına da biraz estetik duygusu ver

Sabah canım sıkılana kadar şehrin tadını çıkarıp Gökçen’in istediği maskelerden almak için dolaştım biraz, ertesi gün ( oda arkadaşlarım bir gün daha kalmam için ikna etmiş olsalar da :) ) Qt Developers Day için Münih’te olmam gerektiğinden bileti filan da ayarlayıp kılıçbalığı soslu makarnamı yiyip ayrıldım Venedik’ten .. Düşününce şimdi tekrar özledim bak ..

Mazkeler mazkeler

Mazkeler mazkeler

..

I wish i had a sandal

yakın köprü

istanbul ?

suya çöp atan hayvandır

I think you understand it all
Long for the truth, you lived a lie…

*_*

Yorgun gecelerin ardından
Hep aynı yere dönerken
Islak sokaklar boyu düşündüm ..
Solmuş insanların yüzünden
Gülümseme beklerken
Tren yolları boyunca düşündüm

Sanki yıllardır uzaktayım ben
Özlemlerim hep sessiz, derinden
Ama yalanlar görünür hala
Burdan bakınca şu sonsuz dünyaya

Olsun, demek de zor artık
Düşlerimiz yok artık

Erken ölümlerin ardindan
Hep aynı yere dönerken
Islak sokaklar boyu düşündüm
Borcum varmış gibi kendimden
Gülümseme beklerken
Tren yolları boyu düşündüm

Sanki yıllardır uzaktayım ben
Özlemlerim hep sessiz, derinden
Ama yalanlar görürüm hala
Burdan bakınca şu sonsuz dünyaya ..

Olsun, demek de zor artık ..
23 Oct 2008 Day Four, Mystery ..
 |  Category: Genel, Gezgin  | One Comment

Well, only got an hour of daylight left. better get started ..

Isnt it unsafe to travel at night?

*-*

So, where were we ? Ah Roma ..

Sezar

Roma’da bisiklet kiralayıp dolaşmayı planlıyordum aslında, tabi Atina gecikmesi ayrılmış hostel günlerini bir gün kaydırdığından programa uymak için Roma’yı o gün görüp direk Floransa’ya geçmek de istedim. Bu ikisi birbirinden alakasız ama bir şekilde bisikleti boşverip bir haritayla görmek istediğim yerleri işaretler buldum kendimi. Kolezyum’a akayım önce dedim, ordan Vatikan’a bir rota çizdim.

Kolezyum’a varınca salak gibi yedek pilleri çantada unuttuğumu farkettim, makinanın pili bitince ( seyyarlara 2 pil için 5-6€ verecek değildim tabi ki ) bir marketten alır dönüşte girerim artık dedim ama dönüşte yorgunluktan bitmiş halde hostele gideceğimi tahmin edemedim. İçini göremeden ayrıldım, üzüldüm, nasıl olur ya böhühüh dedim, ama yapacak bir şey yoktu, çok da böyle şeyleri sallayan bir tip olmadığımdan ameeaaan efektiyle geçiştirdim durumu

Harita elimde olmadığından, googleearth açmaya da üşendiğimden sadece fotoları koyup rotayı biraz gösteriyorum:

Bir numarası olmayan çeşme ( Paraaza yazıh yavrum ( Erzurum ağzı ))

Pantheon müthişmiş harbiden

Araba kullanmayı bilmeyen bir millete göre fazla arabaları var, bunlara bisikletten fazlasını vermeyeceksin

Yol üstündeki ünlü meydanları vs. geçiyorum bir numara yok çünkü ..

Vatikan köprüsü ( uydurdum )

Kutsal Sütunlar

Kutsal ve Güzel ( Yeni bir dizi olabilir ? )

İçeri girmedim çünkü iki üç resimle geçtiğim şu zaman dilimi aslında 6 saat civarı yürüme anlamına geliyor. Bir de bu kalabalıkla uğraşacak halim kalmadı.

Floransa trenine yetişmek için hostele otobüsle ( ya metro, tramvay, otobüs filan bedava bu memlekette ya da herkes kaçak biniyor ) dönüp tam millete saç kurutma makinası sorarken şu iki genci (Erhan, Handan [ yanlışsam affola ] ) check in esnasında yakaldım ( ben yaşlandım artık yalan değil gençler işte ) Hemen çok bilmiş yılların gezgini gibi taze tozu attırılmış Roma hakkında son havadisleri verdim, “lan olum otobüs bedava lan” şeklinde yaklaşasım geldiyse de ( Türküz heralde ), biraz daha avrupaiii yaklaştım, haritamı verdim, ama dayanamadım! ( Türküz dedik ya ) “oraya gitmeyin yav hiçbişe yok orda” dedim bazı yerler için :))

Hızlı bir duş, ve floransa yollarının nefesini ensemde hissediyordum ( pff )

Yolda karşımda oturan Kanadalı genç ancak filmlerde eşine rastlanır bir konuşma biçimine ve hıyarlığa sahip olduğundan kısmen şu yaratıkla (Denis) oynayarak, kısmen manzarayı izleyerek yolculuk ettim.

Floransa’da kaldığım yer çok güzeldi, kapı önünde birasını yudumlayan Arjantinliyle hemen kanka olduk, bir yandan o etrafı gösterirken çakma İngilizcesiyle de muhabbet etmeye çalıştık. Floransa sanırım Gebze’nin çeyreği etmeyecek kadar küçük bir yer, güzel bir nehri, bir kaç köprüsü ve elbette ! katedrali, kiliseleri var, bunun dışında şehir dışındaki köylerde çok güzel manzaralar, belki şarap yapan yerler vs. bulmak mümkün o kadar ..

3D çalışmaları

Kuyumcular çarşısı köprüsü

19 Oct 2008 Day Three, Pain
 |  Category: Genel, Gezgin  | Leave a Comment

I am real. I’m not a dream
I’m the chain around your neck as you scream

Every single day, I can’t believe this is the end
But It’s written in stone, i was always alone

*-*

Ertesi iş günü İtalya’ya doğru yola çıkmak için trenle Patras’a geçtim, gemi bileti işlerini halledip biraz da etrafı dolaşıp zaman öldürdükten sonra liman kapılarından birinin açılmasını bekliyordum ki Deniz’le karşılaştık. ( Önceden tanıdığımdan değil, yaklaşık 16 saatlik gemi yolculuğunda yol arkadaşlığı ettiğinden bu samimiyetim :) )

Deniz

Kız arkadaşı Yunanistan’dan olunca Yunanca öğrenen, bunun yanında Fransa’da yaşayan bir fotoğrafçı ve çok da hoş sohbet biri :) Yunanistan hakkında bazı tips&tricks verdikten sonra Yunan müziği eşliğinde çipura diye okunan epeyce sert bir şeyler denedik, dev gibi bir gemide karanlık denizi izleyerek sohbet ettik, benim kafa kısmen başka diyarlardaydı ama yine de gemi yolculuğu çok keyifliydi. ( Tırlara saklanan mültecilerin ayıklanması sürecini yukarıdan izlemek mesela :) )

PatrasPatras

Uyandığımızda neredeyse Bari’deydik, sabah espressolarımızı içerken artık çay içmekten ümidi kesip paso kahve içmem gerekeceğini hissetmeye  başlıyordum tabi :)

Bari

İtalya’nın güney kesiminin fakir olduğunu söyledi herkes ama İtalya’nın hiçbir yerinde o sokakları ve insanları görmedim. Bari gerçekten harikaydı, Deniz’i yolcu ettikten sonra epey ara sokaklarda dolaşıp keyif yaptım, biraz fotoğraf da çektim tabi :) ( Özel istek üzerine daha çok fotoğraf + fotoğrafların orjinallerine link ) Roma’ya gitmek üzere tren istasyonuna üzülerek döndüm.

BariBari

Yaklaşık 6 saat tren yolculuğundan sonra gece 11 gibi Roma’ya vardım. Hostelimi bulup biraz tıkınıp (yemeden asla !) yattım ..

18 Oct 2008 Day Two, Isolation
 |  Category: Gezgin  | 2 Comments

Küçük hatalar her şeyi nasıl da çekilmez yapabiliyor, hiç ummuyorsun.. Yaşamamışsın ki daha önce bilesin de tahmin edesin sonunu ..

Hata yapmamaya çalışmak da felaket, yapmak da .. Aciziz vallahi

*-*

Selanik

Uyandığımızda manzara süperdi :) Trende uyanıp yeşillikler içinde yolculuk ettiğini hatırlayınca bir hoş oluyor insan :)

Selanik’e kadar dağ bayır gittik, Yunanistan’ın Türkiye’den pek farkı yok ( hem insan hem çevre olarak )

Atina trenime bir saat kadar olduğundan pek dolaşamadım Selanik’i, biraz etrafı dolaşıp trene döndüm, Atina’ya kadar olan yolculuk da yeşillikler içindeydi, ( belirteyim bu yeşillikler ilerde gördüklerim yanında hiçbir şey ) Yolda benim yaşlarda dört Yunanla muhabbet ettik, trendeki teyzeler aynı bizimkiler gibiydi, İngilizce bilen gençler tercüme ettiler yolculuğumu, yavrum evladım modunda yaklaştılar hep teyzeler de :)

İlk zamanlarım olduğundan Atina’ya varınca önce hostel’i bulayım moduna girdim, google earth den aldığım screenshotla iki dakikada filan hosteli bulup check in olayını hallettim ..Hostelle ilgili yorumlarda Ben diye birinden, çok iyi olduğundan filan bahsediyorlardı, epey konuştuktan sonra ismini öğrendiğim şu şahsın isminin Ben olduğunu tahmin edememiştim haliyle :)

Ben

Akşam üstü bir yerlerde internet kafe bulup bizimkilere geldiğimi haber verdim. Vodafone yardım hattı “hattı yurtdışına açtırmak” için bankaya gitmem gerektiğini söylediğinden telefondan zaten nefret eden ben tüm işi internete bırakmıştım.

Gece Ben’in yan odadaki Avustralyalı kızlarla muhabbet fikrini çevirip oda arkadaşlarım ( Biri İsrailli, biri Hırvat, biri Yunan, ilginç dörtlü olduk ) ile Sırplar ve savaş, askerlik ve devlet politikaları gibi beklenmedik mevzulara girip muhabbet ettik, yorgunduk zira, uyuduk ..

—-

Yolum uzun, gezecek çok yer olduğundan Atina’ya bir gün ayırmıştım, ertesi gün grev çıkınca tren ve otobüsler iptal oldu, ben de bir gün daha Atina’da kalmak durumunda kaldım. Hoş fena olmadı, arkeoloji müzesini gezip görmek istediğim bir kaç ölümsüzü görmüş oldum, efsaneleri sevdiğimden müzede okuyacak bir sürü şey buldum.

I guess all women are maenads, wild, insane creatures

Tabi asıl gezilecek yerler şehir merkezinin ucunda kalan Acropolis ve tapınakların vs. olduğu yerlerdi, sokaklar çok titizce kare kare bölünmüş gibi olduğundan iki dakkada kırk yıldır orda yaşıyor gibi hissetmeye başladım :)

Fotoğraf çekebildiğimi iddia etmiyorum

Adalarda yaşayan Yunanlılar Türkleri epey seviyor anladığım kadarıyla, Türk olduğumu öğrenen herkes çok sıcak davrandı mesela ilginçtir :) Herkes İngilizce biliyor gibiydi bir de, yol üstünde ubuntu kullanan bir internet kafeciyi de Pardus’a geçmeye ikna ettim ( Daha doğrusu kendisi hemen ikna oldu :) )

Atina küçük bir şehir olduğundan ( gerçi Yunanistan nüfusunun yarısı orada ama yine de çok küçük ) ve her yer tarihi eser olduğundan sokak aralarında ufak kafelerde gezmek zevkliydi, hediyelik şeyler çok pahalıydı, ben de bir backpacker olarak zaten üç kuruşun hesabını yapıyordum, pek Yunanistan’a özgü bir şeyler tadamadım ta ki ertesi gün ….

Upcoming  Day Three, Pain